
Son yılarda dünya toplumlarının yaşadığı dini yöneliş bugün artık açıkça görülen bir gerçektir. Yapılan araştırmalar, düzenlenen kamuoyu yoklamaları dinin insanların hayatında çok önemli bir yer tuttuğunu, eskiye kıyasla çok daha fazla insanın dini değerlere önem vermeye başladığını ve maneviyata yöneldiğini göstermektedir. Dünyanın pek çok ülkesinde yaşanan dini bilinçlenme, dünya tarihinde yeni bir döneme girildiğinin de en önemli işaretlerindendir.
Bilindiği gibi 19. yüzyıl gelecek dönemlerde yaşanacak manevi çöküşün ilk adımlarının atıldığı bir devir olmuştur. Bu devrin en önemli özelliği, o zamana kadar dünyanın geneline hakim olan 'Teist' (yani Allah'ın varlığını kabul eden) inançlara ve dinlere karşı, ateizmin yani Allah'ı inkar düşüncesinin güç kazanmasıdır. Ateizm, elbette eski çağlardan beri var olmuştu. Ancak bu fikrin asıl yükselişi, 18. yüzyıl Avrupası'ndaki bazı din karşıtı düşünürlerin felfeselerinin yayılmasıyla ve siyasi sonuçlar vermesiyle başladı. Diderot, Baron d'Holbach gibi materyalistler, evrenin sonsuzdan beri var olan bir madde yığını olduğunu ve madde dışında bir varlık alemi bulunmadığını öne sürdüler. 19. yüzyılda ateizm daha da yaygınlaştı. Feuerbach, Marx, Engels, Nietzsche, Durkheim, Freud gibi düşünürler, ateist düşünceyi farklı bilim ve felsefe alanlarına uyguladılar.
19. yüzyılın sonlarında, ateistler, kendilerince her şeyi açıkladığını sandıkları bir 'dünya görüşü' oluşturmuşlardı: Evrenin yaratıldığını inkar ediyor, buna karşı "evren sonsuzdan beri vardır, başlangıcı yoktur" diyorlardı. Evrendeki düzen ve dengenin tesadüflerin sonucu olduğunu ileri sürüyor, kainatta hiçbir amaç bulunmadığını iddia ediyorlardı. Canlıların ve insanın nasıl var olduğu sorusunun Darwinizm tarafından açıklandığını sanıyorlardı. Tarih ve sosyolojinin Marx ve Durkheim, psikolojinin ise Freud tarafından ateist temellerde açıklandığını zannediyorlardı. Oysa bu görüşlerin her biri, 20. yüzyıldaki bilimsel, siyasi ve toplumsal gelişmelerle yıkıldı. Astronomiden biyolojiye, psikolojiden toplumsal ahlaka kadar pek çok farklı alandaki bulgu, tespit ve sonuçlar, ateizmin tüm varsayımlarını temelinden çökertti.
Amerikalı yazar Patrick Glynn, 1997'de yayınlanan God: The Evidence, The Reconciliation of Faith and Reason in a Postsecular World (Allah'ın Delilleri, Sekülerizm Sonrası Dünyada Akıl ve İnancın Uzlaşması) isimli kitabında, bu konuda şu yorumu yapar:
Geçen iki on yılın araştırmaları, daha önceki neslin seküler ve ateist düşünürlerinin Allah hakkındaki tüm varsayımlarını ve öngörülerini tersine çevirmiştir. (Söz konusu) Modern düşünürler, bilimin evrenin daha da mekanik ve rastlantısal olduğunu ortaya çıkaracağını sanmışlar; aksine bilim, evrende akıl almaz derecede geniş bir 'büyük tasarım' olduğunu gösteren hiç beklenmedik hassas düzenin boyutlarını keşfetmiştir. Modern psikologlar dinin bir nevroz olarak tanımlanıp terk edileceğini öngörmüşler, aksine dini inançların temel zihin sağlının çok hayati bir parçası olduğu ampirik (bulgusal) olarak ortaya çıkmıştır…
Patrick Glynn'in üzerinde durduğu dönüşümün en net gözlemlenebildiği ülkelerden birisi de kuşkusuz Amerika Birleşik Devletleri'dir.
Amerika'da İnanç
U.S News dergisi 6 Mayıs 2002 tarihli sayısının kapak konusunda 'Amerika'da İnanç'ı ele aldı.
Amerika kurulduğu günde beri dini değerlere önem veren bir toplum yapısına sahip olmuştur. Ancak özellikle son yirmi yılda yaşananlar, uzun yıllardır göz ardı edilen dinin toplum hayatında yeniden güç kazanmaya başladığını göstermektedir. Bu konuda yapılan en son araştırmalardan birisi de U.S. News dergisi ve PBS televizyonu tarafından ortaklaşa gerçekleştirilen 'Amerika'da İnanç' başlıklı araştırmadır. Bu araştırma daha sonra U.S. News dergisinin kapak konusu olarak da ele alınmış ve dergide konuya yaklaşık 10 sayfalık bir bölüm ayrılmıştır. Araştırma esnasında yalnızca Amerikalıların din değerler hakkındaki görüşleri alınmamış, 'Allah'a yakınlık', 'ibadetlerin yerine getirilmesi', 'dinler arası hoşgörü', 'başka dinler hakkındaki düşünceler' gibi farklı konularda da halkın yaklaşımları belirlenmiştir.
Bu kapsamlı araştırma sonucunda ortaya çıkan tabloyu değerlendiren U.S. News dergisinde yer alan haberde verilen tespit son derece çarpıcıdır: 'Buna göre ABD, dünyanın hem en zengin, hem en güçlü, hem en eğitimli hem de en dindar ülkelerinden birisidir.' Rakamlar incelendiğinde, U.S. News dergisinin bu yorumunun hiç de abartılı bir yorum olmadığı görülmektedir. Bu rakamlar 1960'lardan beri yapılan araştırmalarda elde edilen en yüksek rakamlardır:
* Amerikalıların yaklaşık 2/3'si dinin hayatlarında çok önemli bir yere sahip olduğunu söylemektedir.
* 'Dinin sizin hayatınızdaki önemi nedir?' sorusuna Amerikalıların, %69'u çok önemli derken, %24 oldukça önemli olduğunu belirtmiştir.
* Nüfusun yarısına yakın haftada bir kere ibadetini yerine getirmekte, dini bir törene katılmaktadır.
* Halkın %22'si ise haftada birden fazla kere ibadetini yerine getirmek üzere dini törenlere katılmaktadır.
* Her beş Amerikalıdan dördü hayatında en az bir kere Allah'ın yakınlığını ve gücünü hissettiğini söylerken, toplumun %49'u ise bunu oldukça sık hissettiklerini belirmektedirler.
26 Mart - 4 Nisan 2002 tarihleri arasında yapılan araştırmanın grafikleri US News dergisinde Amerika'da Din, Hayatın Bir Parçası başlığı ile yayınlanmıştır.
a- Din sizin hayatınızda ne kadar önemli? %69- Çok önemli / %24 - Oldukça önemli
b- Düğünler ve cenazeler hariç, ne kadar sıklıkta dini törenlere katılıyorsunuz? %30- Haftada bir kere / %22- Haftada birden fazla %16- Ayda bir veya iki defa
c- Allah'ın hayatınızı kontrol ettiğini ve size yakın olduğunu ne kadar sıklıkta hissediyorsunuz? %49- Oldukça sık / %23- pek çok defa
Bu rakamların 60'lardan bu yana en yüksek veriler olması, Amerikan halkının gün geçtikçe daha çok dindarlaştığını göstermektedir. Nitkeim araştırmayı gerçekleştiren ünlü Gallup şiketinin yöneticilerinden George Jr. Gallup da insanların manevi bir arayış içinde olduğunu ve bu arayışın ancak dini duygularla tatmin edilmesinin mümkün olduğunu söylemekte ve Amerikan toplumunun yaşadığı açlığı şu sözleri ile dile getirmektedir:
"İnsanlar görünen dünyadan görünmeyen dünyaya yönelebilmek için her türlü yolu deniyorlar, manevi değerlere duyulan derin bir arzu var, bu Allah inancına karşı duyulan bir açlık."
Amerika'da dinin yükselişinin bir diğer göstergesi de, Amerika'nın dört bir yanında sayısı gün geçtikçe artan ibadethanelerdir. Ameirka'nın en güneyinden en kuzey noktasına, batısından doğusuna kiliselerin, sinagogların ve camilerin sayısında önemli bir artış görülmektedir. Bunlar arasında en çok dikkat çekeni ise cami sayısının büyük bir hızla çoğalıyor olmasıdır. Bugün Amerika, dünyanın kişi başına en çok cami düşen ülkesi konumundadır. Amerika'da 865 kişiye bir cami düşmektedir. İlerleyen satırlarda da değineceğimiz gibi İslam, Amerika'nın en hızlı büyüyen dinlerinden birisidir ve cami sayısının artışı bu yükselişin işaretlerinden sadece bir tanesidir.
Aynı araştırma ile ortaya çıkan bir diğer önemli tespit de dinler arası hoşgörü ve toleransın Amerika'da son derece yaygın olmasıdır. Nitekim Atlanta Emory Üniversitesi'nden Gary Laderman Amerikan halkının çoğulculuk anlayışındaki gelişmeyi, 'Şu anda yaşadığımız çoğulculuğun geçmişte bir örneği görülmedi' sözleri ile tarif etmektedir.
Amerika'nın dini çoğulculuğunda en çok dikkati çeken yönlerden birisi de, Müslümanların -bu vesile ile- toplum hayatında gittikçe daha fazla yer edinmeleri ve daha çok güçlenmeleridir. Özellikle Başkan Bush'un yönetime gelmesinin ardından, sinagoglar ve kiliseler gibi camiler de devlet adamlarının pek çoğunun ilgi sahasına girmiştir. Beyaz Saray'da ve bazı valiliklerde Ramazan ayı için özel toplantılar düzenlenmesi gittikçe yaygınlaşan bir gelenek haline gelmiştir. Papazlar ve hahamlarla birlikte artık Müslümanlar da yasama ve yürütme organlarının açılış törenlerine katılmakta ve onlarla birlikte dua etmektedirler.
Amerika ve İslam
Bundan otuz kırk sene önce Amerikan halkının büyük çoğunluğu İslam hakkında hemen hiçbir bilgiye sahip değilken, bugün İslam, Amerika'da üzerinde en çok konuşulan, hakkında en çok program hazırlanan, yazı yazılan, rapor düzenlenen, araştırma yapılan din haline gelmiştir. Kuşkusuz bu durumun Amerikan toplumunun İslam'ı öğrenmesinde büyük payı vardır. Bir yandan bu programları, yazıları, araştırmaları, raporları hazırlayanlar İslam hakkında detaylı bilgiye sahip olurken, diğer yandan bu bilginin aktarıldığı kitleler de, belki de hayatlarında ilk defa İslam'la ilgili kapsamlı bilgi edinme fırsatı elde etmektedir. Böylece bilgisizlik veya yanlış bilgilendirme nedeniyle İslam'dan uzak kalmış olan insanlar da dalga dalga İslam'a yönelmektedir.
Yukarıda da değindimiz gibi Amerika, dini değerler üzerine inşa edilmiş bir ülkedir. Amerikalıların ülkelerinden bahsederken önemle vurgu yaptıkları konulardan biri de, her dinden insanın bu topraklarda huzur ve güvenlik içinde birarada yaşayabileceğidir. Bu durum Amerika'ya göç eden Müslümanların dinlerini yaşamak ve anlatmak için rahat bir ortam bulmalarını ve sayılarının gün geçtikçe artmasını sağlamıştır. Buna rağmen yıllar boyunca Müslümanlar sayıca az, ekonomik ve siyasi olarak da zayıf konumda kalmışlardır.
Ancak son on yılda ekonomik, siyasi ve sosyal alanda karşılaşılan zorluklar tek tek ortadan kalkmaya başladı. Pek çok eyalette mevcut camiler dolup taştığı için bir çok yeni cami inşa edildi. İslami eğitim veren yüzlerce okul açıldı ve bu okullar kendilerine gelen talepleri karşılayabilmek için kapasitelerini artırdılar. Pek çok büyük şirket kendi bünyesinde çalışan Müslümanlar için mescidler açtı, çeşitli bankalar İslami kurallara göre faaliyet gösteren bölümler oluşturmaya başladılar, pek çok devlet kurumunda üst düzey mevkilerde Müslümanlar görev almaya başladı.
Aynı şekilde son yıllar Müslümanların Amerikan siyasetinde ilk defa bu derece etkin olduğu bir dönem oldu. Başkan Clinton döneminde Hillary Clinton'ın Beyaz Saray'da bayram kabulü geleneğini başlatması ile ilk defa resmi olarak Müslümanları ağırlayan Amerikan yönetimi, 2001 yılında da Başkan George Bush'un iftar daveti ile ilk defa Müslümanları iftar yemeğinde konuk etti. Başta Amerikan Başkanı ve bakanları olmak üzere devlet yöneticileri konuşmalarında sık sık Kuran'dan ayetler kullanmaya, İslam'ı övmeye, Müslüman organizasyonların liderleri ile birebir bağlantılar kurmaya, camileri ziyaret etmeye başladılar. Amerikan Kongre ve Senatosu'nda bu yıl ilk defa, İncil ve Tevrat'la birlikte Kuran'dan ayetler okundu.
Amerika'nın ünlü dergilerinden The Christianity Today dergisi ise 'Are Christians Ready for Muslims?' (Hıristiyanlar Müslümanlar için Hazır mı?) başlığı ile yayınladığı haberde, İslam'ın Amerika'daki yükselişine şöyle yer vermekteydi:
2015 yılına gelindiğinde İslam'ın Yahudiliği geçerek Amerika'nın ikinci en büyük dini olacağı tahmin ediliyor. Bazı tahminlere göre ise, bu çoktan gerçekleşti bile. Batı'ya göç eden Müslümanlar Batının kültürel ve dini değerlerinde bir takım değişiklilere neden oldular. Detroit'de bir hastane Müslüman hastalarına Kuran dağıtıyor, Denver Ulsulararası Havaalanında Müslümanların ibadet edebilmesi için bir mescid açıldı, Amerikan Senatosu açılış töreni için Müslüman bir din adamı davet etti, ordu Müslüman din adamlarını göreve aldı, Beyaz Saray (tıpkı Noel kartları gibi) Ramazan bayramı için tebrik kartları yollamaya başladı, Washington'daki Suudi Arabistan Büyükelçiliği her ay hapishanelere 100 Kuran hediye ediyor ve mahkumlarla görüşmesi için imamlar gönderiyor. Ira Rifkin'in Religion News Service'de bildirdiği habere göre ise (30 Kasım 1999), Kongrede çalışan Müslümanlar her hafta düzenli olarak ibadetlerini yerine getiriyorlar.
Kuşkusuz bunlar son derece dikkat çekici gelişmelerdi ve pek çok sosyolog ve araştırmacının ilgi odağı haline geldi. Bu konuda tespitte bulunan önemli isimlerden birisi Pluralism Project (Çoğulculuk Projesi) adını verdiği dinler arası diyalog projesi ile tanınan Prof. Dianne Eck idi. (Eck bu projesi ile Clinton hükümeti tarafından özel barış ödülüne layık görüldü.) Eck, A New Religious America (Yeni Bir Dindar Amerika) adlı kitabında İslam'ın hızlı yükselişi ile ilgili tespitlerini şöyle aktarıyordu:
Müslümanlar gün geçtikçe Amerikan toplumu içerisinde daha kalabalık ve görünür hale geliyorlar. Halka hitap edilen konuşmalarda eskiden yalnızca, 'kiliseler ve sinagoglar'dan bahsedilirken, bugün 'kiliseler, sinagoglar ve camiler' deniliyor. Müslümanlar için kutsal olan Ramazan ayı şimdi artık kamuoyunun da dikkatini çekiyor ve Dallas Morning News, Minneapolis Star Tribune gibi gazetelerin sütunlarına taşınıyor. Günün sonunda yenen ve iftar adı ile anılan yemekler ise artık herkes tarafından biliniyor. 1990'ların sonlarından itibaren Kongre'de, Pentagon'da ve Dışişleri Bakanlığında çalışan Müslümanlar tarafından iftar yemekleri organize edilmeye başlandı. 1996 yılında ilk defa, Beyaz Saray Ramazan ayının sonunda kutlanan Ramazan Bayramı için Müslümanları konuk etti. Bu gelenek bugün de devam ediyor. Aynı yıl Amerikan donanması, Norfolk Deniz Üssünde, ilk defa Müslüman bir din adamını göreve aldı. Teğmen Noel'in imamlığında bu üsde her Cuma 50 denizci toplu olarak Cuma namazı kılıyorlar. Tüm bunlar bize Amerika'nın din hayatında yeni bir dönemin başladığını işaret ediyor.
Dianne Eck'in de üzerinde durduğu gibi bu gelişmeler yeni bir çağın başladığının işaretidir. Bu çağ yalnızca Amerika'da değil, tüm dünyada İslam'ın hızla yayıldığı bir çağ olacaktır.
İslam'ın Aydınlık Geleceği
Bu bilgileri alt alta koyduğumuzda ortaya çok çarpıcı bir tablo çıkmaktadır: Amerika'da büyük bir dine yöneliş yaşanmakta ve İslam Amerika'da gittikçe güçlenmekte, hızla yayılmaktadır. Üstelik bu yükseliş sadece Amerika ile sınırlı kalmamakta, din ahlakı dalga dalga tüm dünyaya yayılmaktadır. Bunların her biri olağan üstü gelişmelerdir ve Allah'ın izni ile, çok daha önemli gelişmelerin ilk işaretleri niteliğindedir. Dolayısıyla bu gelişmeler iman edenler için güzel bir müjde, aynı zamanda şevk ve heyecan kaynağıdır.
Allah Kuran'da hak dinin muhakkak galip geleceğini bildirmiştir. Bu ayetlerden birisi şu şekildedir:
Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara va'detmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl 'güç ve iktidar sahibi' kıldıysa, onları da yeryüzünde 'güç ve iktidar sahibi' kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir. Onlar, yalnızca bana ibadet ederler ve bana hiç bir şeyi ortak koşmazlar. Kim bundan sonra inkar ederse, işte onlar fasıktır. (Nur Suresi, 55)
Bu nedenle tüm bu gelişmeleri değerlendirirken bunların Allah'ın birer vaadi olduğunu unutmamak gerekir. Yaşanılan gelişmelerin bu bakış açısıyla değerlendirilmesi, konunun öneminin gereği gibi takdir edilmesi açısından da önemlidir. Söz konusu gelişmeler bu bilinçle değerlendirildiğinde, Allah'ın bizi bu önemli gelişmelerin yaşandığı dönemde yaratmış olmasının şükredilmesi gereken bir nimet olduğu da anlaşılır. Çünkü yaşanılan her bir olay çok daha önemli ve büyük gelişmelere aracı olmakta, Müslümanların asırlardır bekledikleri kutlu dönemin yaklaştığını müjdelemektedir. Bu nimet karşısında yapılacak şükür ise hem sözlü olarak hem de fiili olarak gerçekleştirilmelidir. Fiili olarak yapılacak şükür, Kuran ahlakının dünyaya hakim olmasını hızlandırmak için çalışmaktır. Bu da bir yandan bu hakimiyete engel olmaya çalışan din dışı ideolojiler ile fikri olarak mücadele etmeyi, bir yandan da Kuran ahlakını her fırsatta insanlara ulaştırmak için çaba göstermeyi gerektirir.
Bilindiği gibi 19. yüzyıl gelecek dönemlerde yaşanacak manevi çöküşün ilk adımlarının atıldığı bir devir olmuştur. Bu devrin en önemli özelliği, o zamana kadar dünyanın geneline hakim olan 'Teist' (yani Allah'ın varlığını kabul eden) inançlara ve dinlere karşı, ateizmin yani Allah'ı inkar düşüncesinin güç kazanmasıdır. Ateizm, elbette eski çağlardan beri var olmuştu. Ancak bu fikrin asıl yükselişi, 18. yüzyıl Avrupası'ndaki bazı din karşıtı düşünürlerin felfeselerinin yayılmasıyla ve siyasi sonuçlar vermesiyle başladı. Diderot, Baron d'Holbach gibi materyalistler, evrenin sonsuzdan beri var olan bir madde yığını olduğunu ve madde dışında bir varlık alemi bulunmadığını öne sürdüler. 19. yüzyılda ateizm daha da yaygınlaştı. Feuerbach, Marx, Engels, Nietzsche, Durkheim, Freud gibi düşünürler, ateist düşünceyi farklı bilim ve felsefe alanlarına uyguladılar.
19. yüzyılın sonlarında, ateistler, kendilerince her şeyi açıkladığını sandıkları bir 'dünya görüşü' oluşturmuşlardı: Evrenin yaratıldığını inkar ediyor, buna karşı "evren sonsuzdan beri vardır, başlangıcı yoktur" diyorlardı. Evrendeki düzen ve dengenin tesadüflerin sonucu olduğunu ileri sürüyor, kainatta hiçbir amaç bulunmadığını iddia ediyorlardı. Canlıların ve insanın nasıl var olduğu sorusunun Darwinizm tarafından açıklandığını sanıyorlardı. Tarih ve sosyolojinin Marx ve Durkheim, psikolojinin ise Freud tarafından ateist temellerde açıklandığını zannediyorlardı. Oysa bu görüşlerin her biri, 20. yüzyıldaki bilimsel, siyasi ve toplumsal gelişmelerle yıkıldı. Astronomiden biyolojiye, psikolojiden toplumsal ahlaka kadar pek çok farklı alandaki bulgu, tespit ve sonuçlar, ateizmin tüm varsayımlarını temelinden çökertti.
Amerikalı yazar Patrick Glynn, 1997'de yayınlanan God: The Evidence, The Reconciliation of Faith and Reason in a Postsecular World (Allah'ın Delilleri, Sekülerizm Sonrası Dünyada Akıl ve İnancın Uzlaşması) isimli kitabında, bu konuda şu yorumu yapar:
Geçen iki on yılın araştırmaları, daha önceki neslin seküler ve ateist düşünürlerinin Allah hakkındaki tüm varsayımlarını ve öngörülerini tersine çevirmiştir. (Söz konusu) Modern düşünürler, bilimin evrenin daha da mekanik ve rastlantısal olduğunu ortaya çıkaracağını sanmışlar; aksine bilim, evrende akıl almaz derecede geniş bir 'büyük tasarım' olduğunu gösteren hiç beklenmedik hassas düzenin boyutlarını keşfetmiştir. Modern psikologlar dinin bir nevroz olarak tanımlanıp terk edileceğini öngörmüşler, aksine dini inançların temel zihin sağlının çok hayati bir parçası olduğu ampirik (bulgusal) olarak ortaya çıkmıştır…
Patrick Glynn'in üzerinde durduğu dönüşümün en net gözlemlenebildiği ülkelerden birisi de kuşkusuz Amerika Birleşik Devletleri'dir.
Amerika'da İnanç
U.S News dergisi 6 Mayıs 2002 tarihli sayısının kapak konusunda 'Amerika'da İnanç'ı ele aldı.
Amerika kurulduğu günde beri dini değerlere önem veren bir toplum yapısına sahip olmuştur. Ancak özellikle son yirmi yılda yaşananlar, uzun yıllardır göz ardı edilen dinin toplum hayatında yeniden güç kazanmaya başladığını göstermektedir. Bu konuda yapılan en son araştırmalardan birisi de U.S. News dergisi ve PBS televizyonu tarafından ortaklaşa gerçekleştirilen 'Amerika'da İnanç' başlıklı araştırmadır. Bu araştırma daha sonra U.S. News dergisinin kapak konusu olarak da ele alınmış ve dergide konuya yaklaşık 10 sayfalık bir bölüm ayrılmıştır. Araştırma esnasında yalnızca Amerikalıların din değerler hakkındaki görüşleri alınmamış, 'Allah'a yakınlık', 'ibadetlerin yerine getirilmesi', 'dinler arası hoşgörü', 'başka dinler hakkındaki düşünceler' gibi farklı konularda da halkın yaklaşımları belirlenmiştir.
Bu kapsamlı araştırma sonucunda ortaya çıkan tabloyu değerlendiren U.S. News dergisinde yer alan haberde verilen tespit son derece çarpıcıdır: 'Buna göre ABD, dünyanın hem en zengin, hem en güçlü, hem en eğitimli hem de en dindar ülkelerinden birisidir.' Rakamlar incelendiğinde, U.S. News dergisinin bu yorumunun hiç de abartılı bir yorum olmadığı görülmektedir. Bu rakamlar 1960'lardan beri yapılan araştırmalarda elde edilen en yüksek rakamlardır:
* Amerikalıların yaklaşık 2/3'si dinin hayatlarında çok önemli bir yere sahip olduğunu söylemektedir.
* 'Dinin sizin hayatınızdaki önemi nedir?' sorusuna Amerikalıların, %69'u çok önemli derken, %24 oldukça önemli olduğunu belirtmiştir.
* Nüfusun yarısına yakın haftada bir kere ibadetini yerine getirmekte, dini bir törene katılmaktadır.
* Halkın %22'si ise haftada birden fazla kere ibadetini yerine getirmek üzere dini törenlere katılmaktadır.
* Her beş Amerikalıdan dördü hayatında en az bir kere Allah'ın yakınlığını ve gücünü hissettiğini söylerken, toplumun %49'u ise bunu oldukça sık hissettiklerini belirmektedirler.
26 Mart - 4 Nisan 2002 tarihleri arasında yapılan araştırmanın grafikleri US News dergisinde Amerika'da Din, Hayatın Bir Parçası başlığı ile yayınlanmıştır.
a- Din sizin hayatınızda ne kadar önemli? %69- Çok önemli / %24 - Oldukça önemli
b- Düğünler ve cenazeler hariç, ne kadar sıklıkta dini törenlere katılıyorsunuz? %30- Haftada bir kere / %22- Haftada birden fazla %16- Ayda bir veya iki defa
c- Allah'ın hayatınızı kontrol ettiğini ve size yakın olduğunu ne kadar sıklıkta hissediyorsunuz? %49- Oldukça sık / %23- pek çok defa
Bu rakamların 60'lardan bu yana en yüksek veriler olması, Amerikan halkının gün geçtikçe daha çok dindarlaştığını göstermektedir. Nitkeim araştırmayı gerçekleştiren ünlü Gallup şiketinin yöneticilerinden George Jr. Gallup da insanların manevi bir arayış içinde olduğunu ve bu arayışın ancak dini duygularla tatmin edilmesinin mümkün olduğunu söylemekte ve Amerikan toplumunun yaşadığı açlığı şu sözleri ile dile getirmektedir:
"İnsanlar görünen dünyadan görünmeyen dünyaya yönelebilmek için her türlü yolu deniyorlar, manevi değerlere duyulan derin bir arzu var, bu Allah inancına karşı duyulan bir açlık."
Amerika'da dinin yükselişinin bir diğer göstergesi de, Amerika'nın dört bir yanında sayısı gün geçtikçe artan ibadethanelerdir. Ameirka'nın en güneyinden en kuzey noktasına, batısından doğusuna kiliselerin, sinagogların ve camilerin sayısında önemli bir artış görülmektedir. Bunlar arasında en çok dikkat çekeni ise cami sayısının büyük bir hızla çoğalıyor olmasıdır. Bugün Amerika, dünyanın kişi başına en çok cami düşen ülkesi konumundadır. Amerika'da 865 kişiye bir cami düşmektedir. İlerleyen satırlarda da değineceğimiz gibi İslam, Amerika'nın en hızlı büyüyen dinlerinden birisidir ve cami sayısının artışı bu yükselişin işaretlerinden sadece bir tanesidir.
Aynı araştırma ile ortaya çıkan bir diğer önemli tespit de dinler arası hoşgörü ve toleransın Amerika'da son derece yaygın olmasıdır. Nitekim Atlanta Emory Üniversitesi'nden Gary Laderman Amerikan halkının çoğulculuk anlayışındaki gelişmeyi, 'Şu anda yaşadığımız çoğulculuğun geçmişte bir örneği görülmedi' sözleri ile tarif etmektedir.
Amerika'nın dini çoğulculuğunda en çok dikkati çeken yönlerden birisi de, Müslümanların -bu vesile ile- toplum hayatında gittikçe daha fazla yer edinmeleri ve daha çok güçlenmeleridir. Özellikle Başkan Bush'un yönetime gelmesinin ardından, sinagoglar ve kiliseler gibi camiler de devlet adamlarının pek çoğunun ilgi sahasına girmiştir. Beyaz Saray'da ve bazı valiliklerde Ramazan ayı için özel toplantılar düzenlenmesi gittikçe yaygınlaşan bir gelenek haline gelmiştir. Papazlar ve hahamlarla birlikte artık Müslümanlar da yasama ve yürütme organlarının açılış törenlerine katılmakta ve onlarla birlikte dua etmektedirler.
Amerika ve İslam
Bundan otuz kırk sene önce Amerikan halkının büyük çoğunluğu İslam hakkında hemen hiçbir bilgiye sahip değilken, bugün İslam, Amerika'da üzerinde en çok konuşulan, hakkında en çok program hazırlanan, yazı yazılan, rapor düzenlenen, araştırma yapılan din haline gelmiştir. Kuşkusuz bu durumun Amerikan toplumunun İslam'ı öğrenmesinde büyük payı vardır. Bir yandan bu programları, yazıları, araştırmaları, raporları hazırlayanlar İslam hakkında detaylı bilgiye sahip olurken, diğer yandan bu bilginin aktarıldığı kitleler de, belki de hayatlarında ilk defa İslam'la ilgili kapsamlı bilgi edinme fırsatı elde etmektedir. Böylece bilgisizlik veya yanlış bilgilendirme nedeniyle İslam'dan uzak kalmış olan insanlar da dalga dalga İslam'a yönelmektedir.
Yukarıda da değindimiz gibi Amerika, dini değerler üzerine inşa edilmiş bir ülkedir. Amerikalıların ülkelerinden bahsederken önemle vurgu yaptıkları konulardan biri de, her dinden insanın bu topraklarda huzur ve güvenlik içinde birarada yaşayabileceğidir. Bu durum Amerika'ya göç eden Müslümanların dinlerini yaşamak ve anlatmak için rahat bir ortam bulmalarını ve sayılarının gün geçtikçe artmasını sağlamıştır. Buna rağmen yıllar boyunca Müslümanlar sayıca az, ekonomik ve siyasi olarak da zayıf konumda kalmışlardır.
Ancak son on yılda ekonomik, siyasi ve sosyal alanda karşılaşılan zorluklar tek tek ortadan kalkmaya başladı. Pek çok eyalette mevcut camiler dolup taştığı için bir çok yeni cami inşa edildi. İslami eğitim veren yüzlerce okul açıldı ve bu okullar kendilerine gelen talepleri karşılayabilmek için kapasitelerini artırdılar. Pek çok büyük şirket kendi bünyesinde çalışan Müslümanlar için mescidler açtı, çeşitli bankalar İslami kurallara göre faaliyet gösteren bölümler oluşturmaya başladılar, pek çok devlet kurumunda üst düzey mevkilerde Müslümanlar görev almaya başladı.
Aynı şekilde son yıllar Müslümanların Amerikan siyasetinde ilk defa bu derece etkin olduğu bir dönem oldu. Başkan Clinton döneminde Hillary Clinton'ın Beyaz Saray'da bayram kabulü geleneğini başlatması ile ilk defa resmi olarak Müslümanları ağırlayan Amerikan yönetimi, 2001 yılında da Başkan George Bush'un iftar daveti ile ilk defa Müslümanları iftar yemeğinde konuk etti. Başta Amerikan Başkanı ve bakanları olmak üzere devlet yöneticileri konuşmalarında sık sık Kuran'dan ayetler kullanmaya, İslam'ı övmeye, Müslüman organizasyonların liderleri ile birebir bağlantılar kurmaya, camileri ziyaret etmeye başladılar. Amerikan Kongre ve Senatosu'nda bu yıl ilk defa, İncil ve Tevrat'la birlikte Kuran'dan ayetler okundu.
Amerika'nın ünlü dergilerinden The Christianity Today dergisi ise 'Are Christians Ready for Muslims?' (Hıristiyanlar Müslümanlar için Hazır mı?) başlığı ile yayınladığı haberde, İslam'ın Amerika'daki yükselişine şöyle yer vermekteydi:
2015 yılına gelindiğinde İslam'ın Yahudiliği geçerek Amerika'nın ikinci en büyük dini olacağı tahmin ediliyor. Bazı tahminlere göre ise, bu çoktan gerçekleşti bile. Batı'ya göç eden Müslümanlar Batının kültürel ve dini değerlerinde bir takım değişiklilere neden oldular. Detroit'de bir hastane Müslüman hastalarına Kuran dağıtıyor, Denver Ulsulararası Havaalanında Müslümanların ibadet edebilmesi için bir mescid açıldı, Amerikan Senatosu açılış töreni için Müslüman bir din adamı davet etti, ordu Müslüman din adamlarını göreve aldı, Beyaz Saray (tıpkı Noel kartları gibi) Ramazan bayramı için tebrik kartları yollamaya başladı, Washington'daki Suudi Arabistan Büyükelçiliği her ay hapishanelere 100 Kuran hediye ediyor ve mahkumlarla görüşmesi için imamlar gönderiyor. Ira Rifkin'in Religion News Service'de bildirdiği habere göre ise (30 Kasım 1999), Kongrede çalışan Müslümanlar her hafta düzenli olarak ibadetlerini yerine getiriyorlar.
Kuşkusuz bunlar son derece dikkat çekici gelişmelerdi ve pek çok sosyolog ve araştırmacının ilgi odağı haline geldi. Bu konuda tespitte bulunan önemli isimlerden birisi Pluralism Project (Çoğulculuk Projesi) adını verdiği dinler arası diyalog projesi ile tanınan Prof. Dianne Eck idi. (Eck bu projesi ile Clinton hükümeti tarafından özel barış ödülüne layık görüldü.) Eck, A New Religious America (Yeni Bir Dindar Amerika) adlı kitabında İslam'ın hızlı yükselişi ile ilgili tespitlerini şöyle aktarıyordu:
Müslümanlar gün geçtikçe Amerikan toplumu içerisinde daha kalabalık ve görünür hale geliyorlar. Halka hitap edilen konuşmalarda eskiden yalnızca, 'kiliseler ve sinagoglar'dan bahsedilirken, bugün 'kiliseler, sinagoglar ve camiler' deniliyor. Müslümanlar için kutsal olan Ramazan ayı şimdi artık kamuoyunun da dikkatini çekiyor ve Dallas Morning News, Minneapolis Star Tribune gibi gazetelerin sütunlarına taşınıyor. Günün sonunda yenen ve iftar adı ile anılan yemekler ise artık herkes tarafından biliniyor. 1990'ların sonlarından itibaren Kongre'de, Pentagon'da ve Dışişleri Bakanlığında çalışan Müslümanlar tarafından iftar yemekleri organize edilmeye başlandı. 1996 yılında ilk defa, Beyaz Saray Ramazan ayının sonunda kutlanan Ramazan Bayramı için Müslümanları konuk etti. Bu gelenek bugün de devam ediyor. Aynı yıl Amerikan donanması, Norfolk Deniz Üssünde, ilk defa Müslüman bir din adamını göreve aldı. Teğmen Noel'in imamlığında bu üsde her Cuma 50 denizci toplu olarak Cuma namazı kılıyorlar. Tüm bunlar bize Amerika'nın din hayatında yeni bir dönemin başladığını işaret ediyor.
Dianne Eck'in de üzerinde durduğu gibi bu gelişmeler yeni bir çağın başladığının işaretidir. Bu çağ yalnızca Amerika'da değil, tüm dünyada İslam'ın hızla yayıldığı bir çağ olacaktır.
İslam'ın Aydınlık Geleceği
Bu bilgileri alt alta koyduğumuzda ortaya çok çarpıcı bir tablo çıkmaktadır: Amerika'da büyük bir dine yöneliş yaşanmakta ve İslam Amerika'da gittikçe güçlenmekte, hızla yayılmaktadır. Üstelik bu yükseliş sadece Amerika ile sınırlı kalmamakta, din ahlakı dalga dalga tüm dünyaya yayılmaktadır. Bunların her biri olağan üstü gelişmelerdir ve Allah'ın izni ile, çok daha önemli gelişmelerin ilk işaretleri niteliğindedir. Dolayısıyla bu gelişmeler iman edenler için güzel bir müjde, aynı zamanda şevk ve heyecan kaynağıdır.
Allah Kuran'da hak dinin muhakkak galip geleceğini bildirmiştir. Bu ayetlerden birisi şu şekildedir:
Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara va'detmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl 'güç ve iktidar sahibi' kıldıysa, onları da yeryüzünde 'güç ve iktidar sahibi' kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir. Onlar, yalnızca bana ibadet ederler ve bana hiç bir şeyi ortak koşmazlar. Kim bundan sonra inkar ederse, işte onlar fasıktır. (Nur Suresi, 55)
Bu nedenle tüm bu gelişmeleri değerlendirirken bunların Allah'ın birer vaadi olduğunu unutmamak gerekir. Yaşanılan gelişmelerin bu bakış açısıyla değerlendirilmesi, konunun öneminin gereği gibi takdir edilmesi açısından da önemlidir. Söz konusu gelişmeler bu bilinçle değerlendirildiğinde, Allah'ın bizi bu önemli gelişmelerin yaşandığı dönemde yaratmış olmasının şükredilmesi gereken bir nimet olduğu da anlaşılır. Çünkü yaşanılan her bir olay çok daha önemli ve büyük gelişmelere aracı olmakta, Müslümanların asırlardır bekledikleri kutlu dönemin yaklaştığını müjdelemektedir. Bu nimet karşısında yapılacak şükür ise hem sözlü olarak hem de fiili olarak gerçekleştirilmelidir. Fiili olarak yapılacak şükür, Kuran ahlakının dünyaya hakim olmasını hızlandırmak için çalışmaktır. Bu da bir yandan bu hakimiyete engel olmaya çalışan din dışı ideolojiler ile fikri olarak mücadele etmeyi, bir yandan da Kuran ahlakını her fırsatta insanlara ulaştırmak için çaba göstermeyi gerektirir.